Sessizliğin Putunu Kırmak

Kamışlo için Gazze için Doğu Türkistan için Çeçen için Afgan için İslam için Ya Şimdi Konuş ya da!

Sessizliğin Putunu Kırmak

Sessizlik. Bir olaya sükunet ile yaklaşmak gerçekten erdem midir? Pek emin olamıyorum. Ama yine de çoğu olaya sükûnet ile yaklaşırken buluyorum kendimi. Bu burada dursun şimdilik. Konuya dönecek olursak… Aslında sessizlik, sanki sadece korkunun, çekingenliğin, “bana dokunmasınlar” içgüdüsünün kabullenmiş ezik bir yansımasıdır. Ben bunu geç fark ettim. Fark ettim ama hala yeterince ses çıkaramıyorum. Kamışlo için. Gazze için. Doğu Türkistan için. Çeçen için. Afgan için. İslam için… Ezilmiş haksızlığa uğratılmış her can için… Uzun süre “sakin kalmak”, “kimseyle çatışmamak”, “kendi halimde inanmak” bana olgunluk gibi göründü. Değilmiş. Bağırmadan, ses yükseltmeden, görünmeden yaşamak… Belki bir hayalet gibi değil ama silik bir ilerleyişmiş. Ya da yerinde saymakmış. Geriye gitmek belki de… Sanki iman, görünmez olmakla tamamlanıyormuş gibi hissettim yıllarca. Şu an bu kanatte değilim.

Ama biliyorum dünya böyle işlemiyor. Dünya sessiz kalanların yaşayabileceği bir yer değil. Hiç olmadı. 

Etrafıma baktığımda ne mi görüyorum? Herkes konuşuyor. Ben de konuşmak yetmezmiş gibi bir de yazıyorum. Hem de gür bir sesle değil. Kısık, duyulması mümkün olmayan bir tonda. Bastırarak, iç çekerek, yer yer ezilerek. Ve çoğu zaman bu kısık sesin arkasında derinliğin olmadığı, aşağılık kompleksiyle, boşlukla, kibirle… Meydan onların. Medya onların. Gür ses onların. Akın akın saldırmak onların. Onlar kimler mi? Dünya ehline bak, kim olduklarını anlarsın. Bilirsin, susan değil, konuşan görünür. Çünkü dünya, kendini saklayanı değil, (…) dayatanı haklı görüyor..

Buradaki ‘yüksek ses’ten kastım sesiyle insanı rahatsız eden o hayvanın anırması değil. Kulağı tırmalayan, öfkeyle rüzgarda bir tüy gibi savrulan gürültü hiç değil. Söylediğim şey kendinden emin. Ne olduğunu bilen, neye inandığını saklamayan, bukalemun gibi renk değiştirmeyen bir duruş dile gelişi. Ayağı yere basan, tutarlı, net bir ifade. 

İşte tam burada kendime çarpıyorum. Neden bu kadar sessizim?

Cevap nedir? İnancıma yeterince güvenmeyişim. İnandığım şeyin büyüklüğünü, yüceliğini içimde tam kuramayışım. Eğer kurmuş olsaydım, yerimde oturmazdım. Bunları yazmakla vakit kaybetmezdim. Hakikat insanı ayağa kaldırır. O bir savaş, bir meydan okuyuşun borusudur. İnanç, insanın omurgasını doğrultur. Sesini bulmasını sağlar. Ben ise suskunluğumu “edep” diye kutsamışım. Oysa içimde korku var. İçimde geri çekilme var. İçimde “göze batmayayım” hesabı var.

Bugün ekrana bakıyorum. Bizi sessizliğe çağıranlar sessiz değil. Bizi anlayışa davet edenler anlayışlı değil. Bizi geri durmaya ikna etmeye çalışanlar geri durmuyor. Aksine bizi tehdit olarak görüyorlar. Terörist gibi görüyorlar. Hatta insan bile saymıyorlar. İsrail savunma bakanının “insansı hayvanlar” sözü bir dil sürçmesi değildi.  Bir zihniyetin dışa vurumuydu. Ve bu zihniyet, dünyanın birçok yerinde karşılık buluyor. İnançlıysan teröristsin… Ah ne yazık! Dağları hala delip geçmeyen dile ne yazık! O ağız boşuna varmış.

Biz geri durdukça çözülüyoruz. Parçalanıyoruz. Türk diyor, Kürt diyor, Laz diyor, Çerkez, Arnavut diyor… Kimliklerimiz imanla değil, etiketlerle tarif ediliyor. O boşluklara başkaları yerleşiyor. Medya onların. Sermaye onların. Kültür onların. Dil onların. Güç onların. Sinema. TV. Sosyal medya. Onların. Onların. Onların. Sen neredesin?

Biz “aman kavga çıkmasın” dedikçe, onlar alan genişletiyor.

Öyle bir noktaya geldik ki artık şunu daha sık duyar olduk:
Türkiye ile İsrail çatışırsa ben İsrail’i tutarım.” Ah ne hazin, ne kötü, ne yanlış, ne anlamsız bir talihsizliktir bu söylem.

İnsan burada durup sormalı. Kendisini “insansı hayvan” diye tanımlayan bir tarafa nasıl meyledersin? Seni aşağılayan, seni yok sayan, seni insanlıktan çıkaran bir yere nasıl arka çıkarsın?

Elbette bunun tek sebebi bizim suskunluğumuz değil. Bu ülke siyasetinin adaletsizlikleri, yorgunlukları, hayal kırıklıkları, yanlışları da var işin içinde. Ama şurası da acı bir gerçek. Hakkı ve hakikati temsil ettiğini söyleyenler sessizse, o boşluğu başkaları doldurur. Boşluk kalmaz. Dünya boşluk bırakmaz.

Bizdeki bu sahte anlayışlı hal, bana “hikmet” değil de samimiyetsiz bir nezaket gibi geliyor. “İnanıyoruz” diyoruz ama kendimizden olanı savunmak için ya hiç hareket etmiyoruz ya da ancak kazanan taraf belli olduktan sonra saf tutuyoruz. Bu iman değil. Bu güce tapmanın adıdır. Haklıyı değil, galibi sevmek!

Ne aşağılık bir sahiplenme biçimi.

Oysa Allah, “Üzülmeyin, eğer inanıyorsanız üstün olan sizsiniz” diyor. Bu bir teselli cümlesi değildi. Bu bir kimlik çağrısıydı. İnanan insan ezik olmaz. Olamaz. İnanan insan şekilde değiştirmez. İnanan insan güven verir. İnananın sesi gür olur. Heybeti düşmanın yüreğine korku salar. Ama kendi aralarında birbirlerine şefkatlidirler. 

 “Ben buradayım” diyebilme cesareti nerde?

Bir Müslümanın kişiliğini sadece namazda inşa etmez. Evde. Sokakta. Okulda. Çarşıda. Gezide. Yurtdışında. Rüyada. Şakada. Masada. Her yerde. Ama her yerde inşa eder. Haksızlık karşısında aldığı tavır da… Sessizlik hikmettir, evet. Fakat yine de sessizlik hikmet değildir. 

Hakikat insanı görünür kılar. İman insanı saklanmaya değil, şahsiyet kazanmaya çağırır. Müslüman, varlığıyla güven veren insandır. Ne bağırarak ne sinerek… Eğilip bükülmeden. Kendisini inkâr etmeden.

İzimizin görünmesini istiyorsak sesimizi yükseltmemiz gerekecek…

Sessizliğin Putunu Kırmak

  • İlişkili Olduğu Yazılar

    İnancın Plasebo Etkisi

    İnancın Plasebo Etkisi Evet! İnsan! İnsan hastalanır. İlkin insanın kalbi hastalanır sonrasında bedeni. İnancın Plasebo Etkisi Evet! İnsan! İnsan hastalanır. İlkin insanın kalbi hastalanır sonrasında bedeni. Demek ki öksürüğün, göğüs…

    Oku

    Kötülük Kötüdür Peki ya İyilik

    Kötülük Kötüdür Peki ya İyilik

    Oku

    Okuyucu Yorumları (2)

    Kötülük Kötüdür Peki ya İyilik Ocak 23, 2026 saat 8:30 am

    […] Kötülük Kötüdür Peki ya İyilik […]

    İnancın Plasebo Etkisi Şubat 5, 2026 saat 8:26 pm

    […] Evet! İnsan! İnsan hastalanır. İlkin insanın kalbi hastalanır sonrasında bedeni. Demek ki öksürüğün, göğüs ağrısının, tansiyonun, mide spazmının, ritim bozukluğunun… Nedeni ruhsal ve psikolojik sıkıntıların bedeni olumsuz etkilemesiyle olabiliyor. O halde bitkin düşmüş her canlı gibi insanda iyileşmek için yol ve yöntem aramak zorundadır. Öyle ise insanın; her zaman bir ilacın, bir merhemin, derman olacak bir şifanın peşine düşmesi boşuna değildir. Ya da ölümsüzlüğü aramasının! […]

    Bir yanıt yazın

    E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir