Peygamberler Dünyanın En
İnsan, yanılgılar ülkesinde yaşayan karmakarışık bir varlıktır. Öyle ki, “düz insan” deyişini bile küçümseyici bir ifade olarak kullanır. Oysa ben hayatım boyunca tam anlamıyla düz bir insanla karşılaştığımı hiç zannetmiyorum. Benzeyenler gördüm. Yaklaşanlar oldu. Fakat gerçekten aynı çizgide yürüyen. Karakterini kendi içinde parçalanmayan. Hakikat karşısında eğilip bükülmeyen birine rastlamak… Bu pek kolay değildir. Çünkü insan dediğimiz şey çoğu zaman aynada yansıyan çamurlu bir surettir. Her lekesi başka bir belirsizliğin izdüşümüne kapı açan!
…
Benim zihnimde düz insanın karşılığı bambaşka.

… Hayatı büyük iniş çıkışlarla örülmeyen. Her gün başka bir kişiliğe bürünmeyen. Bugün söylediğini yarın inkâr etmeyen. Bir ortamda merhamet timsali, başka bir yerde zalim kesilmeyen. “Evet”i gerçekten evet, “Hayır”ı gerçekten hayır olan. İnsanların onların yanındayken diken üstünde oturmadığı… Çünkü ne yapacakları, nasıl davranacakları nettir, bellidir… Kalp kırmayı marifet saymazlar. Kurnazlığı zekâya katmazlar. İyiyi ve kötüyü ayırırken menfaatin değil, vicdanının sesine kulak verirler.
İşte tam da bu davranış şekilleri ile etrafa güven verir böyle insanlar. Hatta bazen insana, dünyada hâlâ bozulmamış bir şeyler kaldığını düşündüren garip bir büyülü etkileri olur.
Düşündükçe şunu fark ediyorum: Bu özelliklerin en berrak hâli sanki peygamberlerde toplanmış haldedir. Dünyaya durgun zihinle, duru kalplerin içinden fışkıran huzurla bakar onlar. O seçilmişler. Demek boşuna değilmiş… Olayları olduğundan başka göstermeye hiç çalışmadı onlar. Akıl oyunlarına, bozgunculuğa yeltenmeden hakikati fısıldarlar. Belki de çağlar geçmesine rağmen insanları hâlâ etkileyebilmelerinin sebebi burada saklıdır. Çünkü ruh, berraklığın çekim alanına kapılır.
Kendi hayatıma baktığımda ise bunun tam tersini görüyorum. İnsan düzlüğe ne kadar uzaksa, karakteri de ona nispetle o kadar bulanıklaşıyor. Aynı kişi, birinin gözünde merhametliyken bir diğerinin gözünde kibirli olabiliyor. Bir dostunuz sizin için “ne kadar derin konuşuyor” derken, bir başkası “konuşmayı bilmiyor” diyebiliyor. Ve işin tuhaf tarafı, ikisi de aynı doğrulukta haklı olabiliyor. Çünkü insan çoğu zaman ‘an’a göre şekil alır. İnsan… Yorulunca başka. Korkunca başka. Sevince başka biri olur. Bir yerde güven veren, başka bir yerde tehlikeye dönüşen bir yanılgı ülkesidir.
Vasatlığa hayranım. Her ne kadar alengirli olsam da orta yola hayranım.
Buradaki vasatlıktan kasıt asla sığlık değildir. Tam tersine, aşırı olmayışın tezahürüdür.. İnsanın kendisiyle kavga etmeyi bırakmasının adıdır. Sadeleşmesidir. Tertemiz bir nehir gibi akmasıdır. Çünkü hakikatin yanında gösterişe yer yoktur. En büyük sözler en yalın cümlelerin içinden çıkar.
Edebiyatta bile böyle değil midir? İnsan bazen en süslü cümleyi değil, en sade olanı hatırlıyor. Düşünün sizi gerçekten etkileyen başyapıtlar hikayeyi nasıl anlatıyor? NAsıl kaleme alıyor? Bir çocuğun söylediği kırık bir söz, koca filozofların kurduğu paragraflardan daha ağır olmuyor mu? Hatta tam da bu gerekçe ile Pablo Picasso bütün ömrü boyunca çocuklar gibi resim çizmeyi öğrenmeye çalıştığını söylemedi mi? Çünkü çocuk düz bakar. Dümdüz. Sorsanız dünyanın en düz varlığı çocuklardır, derim.. Peygamberler de hep çocuk kalabilen yetişkinlerdir. Onların zihinleri bizim zihnimiz gibi bin parçaya ayrılmamıştır. Bir ağaca bakınca yalnızca ağaç görürler. Bizim gibi… Bir gölge. Bir çağrışım. Bir sembol. Bir teori değil…. Ve biz baktığımız her şeyde korkularımızı görüyoruz.
Büyüdükçe hakikatti terk edip asılsız yorumlar biriktiriyoruz.
Ve hayatın sonlarına doğru yeniden çocuklaşıp sadeleşmeye çalışıyoruz. Az konuşmak. Net olmak. Kalp kırmamak. Dürüst kalmak. Ve en önemlisi olduğu gibi görünmek… İnsan dönüp dolaşıp aynı yere nasıl da geliyor değil mi? Çocukluktaki düzlük ve sadelik büyüdükçe kaybolurken yaşlılık tam anlamıyla vasat olmanın adı oluyor. Felsefe. Gösterişli sözler. Karmaşık açıklamalar. Bir yere varmayan sözcükler. Öfke. Kin. Nefret. Dedikodu. Haksızlık yapmak… Bunlar ancak bir yere kadar sürüyor. Sonrasında ise ölüm gibi bir şey giriyor hayatımıza ve hop…

Tüm bu yaptıklarımıza gerek var mıydı diye, sormak istemiyorum. Ama işin sonunda elimizde kalan tek şey; gençken daha iyisini inşa etmediğimiz kırılgan bir yaşlılık karakteri kalıyor.
Demek ki “orta yol” denilen şey tam olarak…
Denge hâli.
Berraklık.
İnsanın kendisini bile kandırmadığı bir iç düzen.
Çocuk olmak.
Bir peygamber ahlakı…
Oysa ne garip… Tüm bunları aktarırken bile ne kadar karman çorman ifadeler kurduğumu fark ediyorum. Demek ki insan bazen hayran olduğu şeye çok uzak kalabiliyor. Bütün mesele de zaten bu değil mi?. Ömür boyunca, çocuklar gibi konuşabilmeyi öğrenmeye çalışmak. Bir peygamber ahlakıyla keşmekeşten uzak durabilmek.
Peygamberler ve çocuklar ve peygamberler dünyanın en ama en düz insanlarıdır.







Okuyucu Yorumları (0)