El Fatiha

El Fatiha (Rabbimiz!) Ancak sana kulluk ederiz ve yalnız senden medet umarız.

El Fatiha

İnsan, kendini yalnız hissettiği bu çağda bir arada olmaya muhtaçtır. Kalabalık mekanlarda, insan yığınlarının bir arada bulunduğu şehirlerde… Hüzün içerisinde tek başına kalmak bu devre has ‘görkemli’ yıkılışın adıdır. Kimse kimsenin gözünün içine bakmıyor! İnsan, belini büken yükleri tek başına taşımak zorunda gibi… Güç, bireysel dayanıklılıkla ölçülüyor. Ayakta kalan yılgınlıkla baş başa! Yorulan. Geride kalan. Yola çıkamayan.  Bunlar kişide bulunan bir kusurmuş etrafa ağız dolusu hakaret olarak saçılıyor.

Oysa geçmişi incelediğimizde insanın bir başına güçlü olmadığını göreceğiz. Red Kit’in övüldüğü! Aile bağları sıkı, kardeşlik ilişkisi daha derin Dalton Kardeşler’in ezildiği bu yüzyılda geriye sadece sahte onurlar kalıyor. 

Bir bakalım geçmişe, ilk yol yalnız mı yüründü? İlk barınak bir kişi tarafından mı yapıldı? Arkasında birden fazla elin işi olduğunu bildiğimiz kalelerde bir kişi mi yaşıyordu? Ateş ilk yandığında iki yerine dört göz yok muydu? Ortak bir amaç ısıtmadı mı etrafı? İnsan, başından beri “ben” ile değil, farkında olmadan kurduğu “biz” ile hayatta kalmadı mı? 

Bugünün dünyası bize yalnız kurt ol diyor. “Kendine yet.” “Kimseye ihtiyaç duyma.” “Tek başına güçlüsün.” Peki, bu cümlelerin kaçında, gecenin ortasında insanın kalbini dehşetle dolduran ağır sessizliği teselli edebilir? Yalnızlık, sadece fiziksel bir durum değil ki, birlik duygusunun yok olmasıdır. 

İnsanı ayakta tutan şey, hiçbir zaman bireysel çabası olmadı. Onu dik tutan çoğu zaman ‘başkasının’ varlığıydı. Aynı yöne atılan adım. Gün batımının verdiği keyif. Çatısı akmayan evin imarı. Karşıya geçmek için yapılan köprü. Evlilik. Yaptığın eseri öven usta. Harfleri bir araya getirerek okuduğun kitap. Aynı hassasiyette bulduğun sessizlik. Bilirsin ki yükünü hafifleten şey yardım değildi Hayır, değildi. Dik durmanı sağlayan sana eşlik eden başka birinin varlığıydı. Yan yana yürüdüğün. Göz göze geldiğin. Bir elin sıcaklığı. Tarlada içtiğin serin ayran. Dağdan getirilen şifalı ot. Nasihat. Mucize. Ayın yakamozu. İyilik.

Düşün. Bir metnin insanı “ben” olmaktan çıkarıp “biz”e çağırması ne içindir? Yalnızsan haklı olmak istersin; birlikteysen adil olmayı öğrenirsin.

Ey sen! Modern insan! Sana her şeyi kendi başına başarmak zorunda olduğu söylendi. Bu bir özgürlük sloganı oldu. Yardım istemek zayıflık dediler. Şimdi bak etrafına korumasız kalmadın mı? Birlikte hareket etmeye bağımlılık dediler. Yaslanacak kimsen kaldı mı?

Birlik, bireyi yok saymaz; ona bir konum verir. Bir gaye. Bir amaç. Bir hedef. Birlik, hayatın bir anlamı olduğunu öğretir bize. Dağılmamızı engeller. Tek başına kaldığında iç sesin tüketmez mi seni?  Bu yüzden! Bazı tercihler, yalnız yapılmaz. Çünkü  peygamberler o yüzden var.

Güvende olmak. Anlaşılmak. Tutunmak… Bunlar hep çoğul hâllerdir. Ancak başkasının varlığıyla kendimizi tamamlanmış oluruz. Bu, yaratılışın en gür sesidir.

Bak Fatiha suresinde ne diyoruz:

“Rahman ve  Rahim olan Allah’ın adıyla. Hamd alemlerin Rabbi Allah’a mahsustur. O, Rahmandır ve Rahimdir. Ceza gününün mâlikidir.” Dedikten hemen sonra:

“Ancak sana kulluk ederiz ve yalnız senden medet umarız.” 

İşte tam burada durup düşünmek gerek. Tekil anlamı olan ilk üç ayetten sonra çoğulluğun yakarışı gelir. Modern çağın “yüceltilmiş yalnızlık” söylemine okkalı bir tokat vuran ‘Fatiha’ suresi ‘ben’i ‘biz’ yaparak sarsar. Demek ki insan, en kutsal yerde bile “ben” diyemez, dememeli. Allah’a en yakın anda, duada, acziyetin en çıplak hâlinde hakikat ‘bir’i görmek istemez. “Ancak sana kulluk ederiz, yalnız senden yardım dileriz.” İnsanın omuz omuza durması gerektiği, yükünü paylaşacağı, aynı yöne hep beraber bakması gerektiğini anlatır. Fatiha, modern dünyanın “yalnız kurt” masalını tek cümlede alaşağı eder. Kulluğu bile ortak hareket etmeye bağlar. Ve anlarız ki hakikatin ışığı, tek başına ayakta olmakta değil, birlikte doğru yerde durabilmekte gizlidir. Bu yüzden her dua çoğuldur, yol çoğuldur, kurtuluş çoğuldur, cennet çoğuldur, aile çoğuldur, dil çoğuldur, ırk çoğuldur. En nihayetinde insan çoğuldur.

“… Hüzün içerisinde tek başına kalmak bu devre has ‘görkemli’ yıkılışın adıdır. Kimse kimsenin gözünün içine bakmıyor! İnsan, belini büken yükleri tek başına taşımak zorunda gibi… Güç, bireysel dayanıklılıkla ölçülüyor.”

  • İlişkili Olduğu Yazılar

    İnancın Plasebo Etkisi

    İnancın Plasebo Etkisi Evet! İnsan! İnsan hastalanır. İlkin insanın kalbi hastalanır sonrasında bedeni. İnancın Plasebo Etkisi Evet! İnsan! İnsan hastalanır. İlkin insanın kalbi hastalanır sonrasında bedeni. Demek ki öksürüğün, göğüs…

    Oku

    Kötülük Kötüdür Peki ya İyilik

    Kötülük Kötüdür Peki ya İyilik

    Oku

    Okuyucu Yorumları (2)

    İnancın Yoğurduğu İlim Ehilleri Ocak 5, 2026 saat 9:49 pm

    […] İnancın Yoğurduğu İlim Ehilleri […]

    İnancın Plasebo Etkisi Şubat 5, 2026 saat 8:51 pm

    […] Mustafa AYYÜREK […]

    Bir yanıt yazın

    E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir