Nasıl da Unuttuk Ama!

Nasıl da Unuttuk Ama!

Bu durum zamanla unutmayı da beraberinde getiriyor. Hafıza yitimi

Nasıl da Unuttuk Ama!

Genellikle gündemle pek alakam olmaz. Hatta bunu şöyle düzeltmeliyim gündemimiz çok hızlı değişiyor. O kadar hızlı değişiyor ki çoğu insan gibi ben de kendimi gündem dışına itilmiş hissediyorum. Sonrasında ise büsbütün takip etmeyi bırakıyorum. Çünkü haddinden fazlaca değişiklik (ya da sürekli olarak cereyan eden önemli olaylar) baş ağrısına dönüşüyor. Hatta baş dönmesine neden oluyor da diyebilirim. Sonucunda ise gündemi takibe dair tüm adaptasyonumu kaybediyorum. Geldiğimiz noktada vatandaşlar olarak durumumuz bu.

Bu durum zamanla unutmayı da beraberinde getiriyor. Hafıza yitimi… Sanki hafıza başkaları tarafından sürekli resetleniyor gibi. Oysa biz, unutmayı ahlaki bir zayıflık görüyoruz. Sanki her şeyi bir sabah uyanıp hatırlamaktan bilerek vazgeçmişiz! Benim hissettiğim ve anlatmak istediğim ise bu durumun farklı bir yansıması.

Acaba unutmak, uzun süre maruz bırakılıp sonra birden bire kesilmesinin bir sonucu olabilir mi? Ekranlarda durmadan gösterilen şeyler, acaba başka bir şeyi görmemizi istemedikleri için mi orada? Dedik ya hafıza resetleme oyununun adı diye işte o.

Gazze mesela… Nerede şimdi Gazze? Demek ki biz Gazze’yi böyle unuttuk. Unutturdular. “Önce boğacak kadar sık, sonra öyle gevşet ki nevri dönsün” prensibi. Kendi irademizle değil, kesinlikle değil. Bakınız gündem değiştikçe nasıl da zihnimiz şekil değiştiriyor.

Hani Gazze dediğimizde arşı titretiyorduk. O titreyişin samimi bir yanı var mıydı? Şimdi dönüp baktığında, o yüksek sesin ne kadarı sana aitti? Ne kadarı küresel oyunun zorlamasıydı? Batı konuştuğunda dünya konuşuyor. Batı sustuğunda, suskunluk evrensel bir oyunun sonu oluyor. Bu gerçeği anlayıp kabul etmek benim için hiç kolay olmadı.

Gündem dediğimiz şey, masum bir can ya da mazlum bir coğrafya değildi. Kim konuşacak, ne konuşulacak, ne kadar konuşulacak… Bunların neredeyse tamamını gücü elinde bulunduran belirliyor. Gazze’yi konuştuğumuz zaman bile Arakan’ın, Doğu Türkistan’ın, Yemen’in, Çeçenistan’ın, Kuzey Irak’ın, Suriye’nin, Ukrayna’nın neredeyse hiç anılmaması normal değildi. Fark etmedik. Acıları bile bize sunulan yerleri merkeze alarak dile getirdik. Geriye kalanını ise karanlığa terk ettik. Bu iğrenç ayrım bizim kararımız değildi. Ama biz de bu ayrımı  hiç sorgulamadık. Koşulsuz kabul ettik.

Şu an Gazze’nin de sesi işitilmiyor. Fırtınalı bir havada çakan bir şimşek gibi birkaç saniyeliğine gördük sonra yitirdik. Gazze’nin hafızamızdan silinmesi için çok zorlanmadılar bile.  Medyanın yön değiştirmesi yeterli oldu. Diğer yerleri nasıl gündeme almadılarsa aynı şekilde orayı da gündemimizden çıkardılar. Küresel ilgi bilerek başka krizlere, başka çatışmalara kaydırıldı. Çünkü Gazze konusunda neredeyse evrensel bir meydan okuma söz konusu olacaktı. Engel oldular. Medya okumamız, görmemiz için başka başlıklar kullandı. Diplomasi başka dosyalar açtı. Ve biz, sanki doğal bir şeymiş gibi, dikkatimizi hemen çevirdik. Batı, Gazze’yi konuşmadığında, Gazze’nin bizim tarafımızdan konuşulması anlamsızdı. Arakan’ı, Doğu Türkistan’ı, Yemen’i, Çeçenistan’ı, Kuzey Irak’ı, Suriye’yi, Ukrayna’yı zaten hiç konuşmadık. Bu düşünceyi dile bile getirmedik.

Nasıl da Unuttuk Ama!

Hakikatle aramıza ne girdi acaba? Ekonomi ya da kişisel bıkkınlık mı? Daha derine baksak algılarımızla nasıl oynadıklarını görürüz. Boykot meselesi bunu açıkça gösteriyor. İsrail ürünlerine boykot denildiğinde, neden aynı kararlılıkla Çin ya da Rusya ürünleri boykot edilmedi? 

Müslüman dünyanın, dünyayı temsil etmediği ne kadar da açık. Politik olarak parçalıyız, ahlaki olarak yorgunuz, zihinsel olarak hep savunmadayız. Kendi içimizdeki çatışmalarla boğuşurken… Baba oğula dargın, evlat anne-babaya; öğrenci öğretmene, seçmen siyasetçiye, oturan ayaktakine, ayaktaki koşana… 

Sumud Filosu’nun unutulması, sadece bizim hafızamızın zayıflığıyla açıklanamaz. Hatırlatılmayan şey, zamanla hatırlanamaz hâle geliyor. Hatırlatma ise ancak büyük bir gücün neticesi.

Belki de en rahatsız edici itiraf şu olacak: Kendi bahçesinde baharı göremeyen biri, başka bir yere baharı getirebilir mi? 

Mustafa AYYÜREK

 

  • İlişkili Olduğu Yazılar

    İnancın Plasebo Etkisi

    İnancın Plasebo Etkisi Evet! İnsan! İnsan hastalanır. İlkin insanın kalbi hastalanır sonrasında bedeni. İnancın Plasebo Etkisi Evet! İnsan! İnsan hastalanır. İlkin insanın kalbi hastalanır sonrasında bedeni. Demek ki öksürüğün, göğüs…

    Oku

    Kötülük Kötüdür Peki ya İyilik

    Kötülük Kötüdür Peki ya İyilik

    Oku

    Okuyucu Yorumları (1)

    El Fatiha Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla. Ocak 1, 2026 saat 10:16 pm

    […] kendini yalnız hissettiği bu çağda bir arada olmaya muhtaçtır. Kalabalık mekanlarda, insan yığınlarının bir arada […]

    Bir yanıt yazın

    E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir