Dilencinin El Kitabı 2

Herkes dilenciliği sadece tembellikten doğmuş basit bir meslek sanır, oysa bu olgu insanlığın en kadim, en derin ve en trajik tiyatrosundan başka bir şey değildir.

Dilencinin El Kitabı 2

Herkes dilenciliği sadece tembellikten doğmuş basit bir meslek sanır, oysa bu olgu insanlığın en kadim, en derin ve en trajik tiyatrosundan başka bir şey değildir. Dilenciliğin sahnesi kaldırımlar, dekoru ise dilencinin kendi yüzüdür. Hemen her an milyonlarca insanın önünde sahnelenen ama kimsenin gerçekten “izlemediği” bu oyunun aktörü, rolünü çok iyi oynamak zorundadır; ya aciz, ya sakat ya da bir umutsuzu sergileyecek şekilde teatral gösterisini sunmalıdır. Buna karşılık seyirci konumundaki modern insan ise ya cömert, ya yardımsever ya da suçlu hissetmek zorunda kalır ki dilenci o en çok istediği şeyi elde edebilsin. İki tarafın birbirlerine oynadığı oyunun karanlık doğası bunu gerektiriyor; kimin daha iyi oyuncu olduğu ise, kapmış olduğu bozuklukların çokluğuyla ölçülür.

Dilencinin El Kitabı 2
Dilencinin El Kitabı 2

Altın Buzağısına tapanların diyarında, dilenci, adeta tatlı bir cevizin içine girmiş küçük kurt gibidir. Sistemin “çalış, kazan, tüket” narasına, midesinin gurultusuyla cevap verir onlar. Varlıkları, hepimizin içten içe hissettiği korkunç ihtimalin karşımıza dikilen gulyabanisidir. “Ya bir sonraki kişi ben olursam?” Bu yüzden bakışlarımızı onlardan kaçırır, burun kıvırıp onları aşağılarız; yani onları görmezden gelmek, kendi kırılganlığımızı örtmeye çalışmanın diğer şekli oluyor. Bir an yavaşlayın hatta durup düşünün ve sorun, bu metnin dizilmiş sözcükleri arasında ya da elinizdeki kitabın karton kapağı içerisinde ‘dilencilerde’ onurun kırıntısını bulabilir miyiz? Hepsini kastetmiyorum tabii ki! Ama yine de düşünün derim; onların basit bir karton parçasından daha fazla onuru..? O zaman bu metin, bir “Nasıl Yapılır?” kılavuzundan çok, bir “Neden Yapılır?” çığlığı olacaktır. El kitabı denen şey her zaman hakikate ışık tutmasa da bazılarımız arayışta olduğu için okuyacaktır. Size başarılı bir dilencinin eylemsizlik inceliklerini anlatmayacağım, ama hangi caddedeki hangi ışık süresinin daha fazla sadaka getirdiğini, hangi bakışın buzları erittiğini, hangi hikâyenin cepteki parayı ateşlediğini… Kim bilir belki de! Aç bir çocuğun elindeki son ekmek parçasını çalmak için mücadele eden kurtları da anlatacağım elbette; insanlığın en ilkel haliyle, en acımasız numarasını yapma sanatını. Çünkü açlık, şiir yazdırmaz insana; o hiç kimsede şiir yazacak hal bırakmaz. Açlık, insana numara yaptırır, yalan söyletir, rol kestirir. Ama asla edebiyata, sanata veya bilim gibi bir şeye götürmez. Dilencinin, bir pazarlamacı kurnazlığıyla insanların vicdanını nasıl “hediye” olarak paketleyip önlerine koyduğunu gördüğünüzde şaşıracaksınız. Diğer yandan, içinizde bir yerlerinizi acıtacak ifadeler de olacaktır elbette; bir insanın onurunu, birkaç lira uğruna nasıl bir pazarlık nesnesine dönüştürdüğünü her hatırladığımızda…

Dilencinin El Kitabı 2
Dilencinin El Kitabı 2

İşte tam o anda her şey yeniden başlayacak… Zaten en temeline inersek hepimiz dilenci değil miyiz? Bu acınası dünyada hepimiz pazarlık nesnesinin birer dublörü değil miyiz? Haydi, buyrun o zaman; kitabın bu en eski, en kirli, en insani mesleğinin arka sokaklarına doğru bir yolculuğa çıkalım. Belki bu kitabın sonunda, bir dilenciye bakışınız değişecek ya da daha korkuncu, hiç değişmeyecek. Unutmayın, en iyi dilenci, en iyi hikâyeyi anlatan değil, en iyi rol yapandır; bu, hepimizin oynadığı bir oyundur ve sahne her zaman her yerdedir. El açmak, dünyayı avuçlarının içinde tutmaktır; boş olan avuçlar, dolu olan yüreklerden daha çok şey anlatır. Şehrin nabzını avucunun içinde hissetmek teorinin başlangıç noktasıdır. O kırmızı ışıkta bekleyen arabanın camı, senin sahnen haydi cesur davran; o kalabalık caddedeki bakışlar senin seyircin. Onlara numaranı en acınası yolla sergile; sen, bu insan selinin kenarında kıyıya vurmuş, garip bir deniz canlısısın. İnsanlar sana bakarken hem korkuyor hem de merak ediyor. İşte o an, tam o çelişki anı, senin fırsatın ve bu fırsat senin en büyük silahındır aynı zamanda. Pratik bir rehberi dinlersen o sana “göz teması kur” der. Evet, ama nasıl? İşte asıl önemli nokta bu; gözlerin, bir dilenci olmaktan çok, insan ruhunun parçalanmışlığını haykırmalı. İncitmeyen, ama insanın içine işleyen, yalvarmayan ama hatırlatan bir bakış olmalı. Bu, bir sanatçının boş tuvaldeki ilk fırça darbesi kadar kıymetlidir; ilk fırça darbesi tuvale işleyeceğin resmi ya bir sanat eserine çevirecek ya da insanların kuşanmış olduğu zırhlarında bir gedik, bir çatlak açacak. Muhatabındaki o tereddüt, o bir anlık tereddüt, o bakışı kaçırış senin zaferinin ilk işareti! İçlerindeki küçük, titrek ışığı hemen görürsün ve bilirsin ki, o ışık, sana bir şeyler vermezse sönecekmiş gibi gelecek onlara. İşte o ışığı söndürmekten korkar herkes, kötüler bile. Konumlanmak…

Dilencinin El Kitabı 2
Dilencinin El Kitabı 2

Bu, bir avcının pusuya yatması gibidir; sakın aç bir kurt gibi davranma. Bankamatiklerin hemen yanı, insanın maddiyata en yakın olduğu, cüzdanın en dolgun olduğu andır. Sabırla etrafta dolaş; o anın sıcaklığından istifade edip bozukluk kapabilirsin. İbadethanelerin etrafı, insanın tanrısıyla bir olduğu yani merhametini kuşandığı en savunmasız yerdir. Orada, duaların gölgesinde, senin sessiz çığlığının yankısı daha gür olacaktır. Aman dikkat et; fazla görünür olmak, görünmez olmaktır. O manzaranın doğal parçası olmalısın; bir leke gibi orada bulunursan kaybedersin. İnsanlar seni fark etmeli, ama asla senden rahatsız olmamalı; varlığın, onların günah çıkarma odası olmalı. Ve hikâyeler… Ah, o kutsal yalanlar! Pratik bir akıl, “çocuk hasta”, “evsiz kalmış bir emekliyim” der. Ama teori ise şunu söyler: Sen hikâye anlatamazsın; sen, karşındakinin zihninde zaten var olan en korkunç hikâyenin canlı bir kalıntısısın. Sen, onların işten atılma korkusunun, hastalık paranoyasının, yalnız ölme ihtimalinin en somut halisin. Karton levhaya yazdıkların, onların kendi ruhlarının karanlık dehlizlerinde sakladıkları korkularının şifreleridir. Verecekleri para, o korkuyu bir süreliğine uzak tutmak için sihirli bir tılsımdır, daha doğrusu adadığı kurbandır. Sen, modern bir şamansın; acın, senin gücündür. Bu teori, bir çeşit karanlık büyüdür; insanların en ilkel duygularına; korkuya, suçluluğa, acımaya hitap edersin. Bizleri, sözüm ona medeniyetin yükseltilmiş katmanlarının altına, daha vahşi, daha ilkel olan hayatın gerçekliğine çekersin; orada, mantık ve gerçekliğe yer yoktur, orada sadece içgüdüler ve duygular hüküm sürer. Unutmayın ha köle, ha dilenci ha da başka bir şey hepsi ama hepsi aynı kapıya çıkıyor.

Mustafa AYYÜREK

  • İlişkili Olduğu Yazılar

    Peygamberler Dünyanın En

    Peygamberler Dünyanın En İnsan, yanılgılar ülkesinde yaşayan karmakarışık bir varlıktır. Öyle ki, “düz insan” deyişini bile küçümseyici bir ifade olarak kullanır. Oysa ben hayatım boyunca tam anlamıyla düz bir insanla…

    Oku

    Aynı Hilal Farklı Ufuklar

    Aynı Hilal Farklı Ufuklar

    Oku

    Okuyucu Yorumları (0)

    Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!

    Bir yanıt yazın

    E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir