Bir Ağaç Yalnızca Bir Ağaç Değildir

Bir Ağaç Yalnızca Bir Ağaç Değildir

 

Geceleyin…


Geceleyin, derin bir uykunun içinden fırlayıp karanlığın ortasında gözlerinden süzülen yaşlarla uyanırsın. İlk anda neler olduğunu anlamaya çalışırsın. Karaltılar duvarda dolaşıyor ve kalbin gök gürültüsü gibi çarpıp göğüs kafesini parçalıyordur. Bir rüya görmüşsündür. Daha doğrusu hatırlayamadığın bir kâbus… Bu ne ilk ne de sondur… Kâbusun ağırlığı hâlâ damarlarında dolaşıyordur. Öyle korkmuşsun ki, bir bardak su içmek için bile ayağa kalkacak hâlin yoktur. Nefes alış verişin düzensiz, dizlerin güçsüz, ruhun ürkek bir üveyik kuşu gibidir.

Bir süre sonra, yavaş yavaş, gecenin seni sarıp sarmalayan sessizliği içerisinde kendine gelirsin. Az önceki  fırtına dinmiştir. Serin yaz akşamı, yaprakların usulca sallanışıyla yüreğini okşar. Hışırtı… Ne tuhaftır hışırtı… Bir yaprağın sesi bile insanı avutabilir. Sessizliği delip geçen meltemde düşen bir yaprak bile… Düşünürsün. Her şeyin bir rüyadan ibaret olduğunu fark ettiğinde sıklaşmış nefes alış verişin yavaşça normale döner. Ay ışığı pencereye vururken saçlarında dolaşan ışığın yansımalarını aynadan izlersin. Ve ellerin.. Titreyen ellerin saçının grileşen uç kısımlarda gezinmektedir. Gülümsersin… Hayat, bazen basit bir ışık huzmesinin gölgesinde saklıdır. Ne tuhaf…

Kalp çarpıntısı. Panik atak… Kontrolsüz nefes alış verişler… Hışırtı… Ve ışık… Peki ya tuhaflık… Ya o gölgeler… Ya karanlık siluetler…

Kalkıp o huzur veren sese… Hışırtısıyla seni kendine getiren ağacın yanına gitmek istersin. Bahçede duran o kadim zeytin ağacına… Ağaca yaslansan sanki dallarını göğüs kafesine koyup kalbini dinleyecek ve başını okşayacak… Gibi duran, bin yılı aşkın bir ömrün hikâyesini gövdesinde taşıyan o kutlu ağaç! Ağacın bulunduğu bahçe, beş yüz yıldır aynı aileye ait… Şimdi senin sırandı… Kökleri toprağın altında geçmişin izlerini birbirine bağlayan birer damar gibi duruyor. Dalları bir mızrak gibi göğü deliyor. Ağaç… Zeytin ağacı… Tuhaf… Ne tuhaf… Kalbin sükunete ermiş…

Lorem ipsum dolor sit amet, consectetur adipiscing elit. Ut elit tellus, luctus nec ullamcorper mattis, pulvinar dapibus leo.

Kötülük Kötüdür Peki ya İyilik

Zeytin ağacının yaşını düşünürsün. Kaç yıl, kaç fırtına, kaç yaz, kaç kış, kaç aile, kaç çocuk… Kaç… Kaç… Kaç… Ama sen kaçmıyorsun, bilakis… Onun yanında kendi ömrün, rüzgârın bir anlığına kopardığı ince bir yaprak kadar kısadır. Yaz ayında hışırtısı içine dolan o yaprak… Peki ya ömrün… Daha kaç yıl… Kaç gün… Kaç saat… 

Sonra aklına bir şey…

Sen… Evet, sen, tam (…) yaşındasın. Daha dün gibi görünen, içerisine bin hatıra sığdırdığın uzun zannettiğin yılların geride kalmış. Öğretmen… İnşaat işçisi… Çoban… Mühendis… Asker… Boş gezen… Felsefe… Geometri… Astronomi… Müneccim… Kuyumcu… Muhtar… Baba… En çok da Ekonomist… Kel kalmış birisin artık. Yarın uyandığında okula… İnşaata… Yaylaya… Ofise… Kışlaya… Sokağa… gitmeyeceksin. Sınıf, tebeşir kokusu, öğrencilerin merakı… Anlam… Edebiyat… Dergiler… Gazete… Haberler… En çok ölüm ve yıkım haberlerini… Harabeler… Defineye Malik viraneler… Hepsi ama hepsi sadece bir hayal artık. Önünde yeni bir hayat var ama bu hayatın adı bile seni ürkütüyor: (…)’lilik. Ağaçlar (…)’li olur mu? Ağaçlar da benim gibi tuhaf mı?

 

(…)’lilik… 

Sanki insanın üzerine çöken görünmez bir bulut. Bir köşeye çekilmek, beklemek, yavaşlamak, kendi ömrünün gölgesinde sessizce oturmak… Ah! Ne ağır bir yük bu! Az önce yaşamın telaşı içindeydin. Şimdi… Şimdi ise hep gördüğün ama umursamadığın kâbus uyutmuyor seni.

Gözlerin yeniden zeytin ağacına kayar. Bakakalırsın… Senin içindeki boşluk büyürken o, hiçbir şey olmamış gibi toprağa tutunmaya, meyve vermeye devam edecek.

…. Belki gerçekten vardır. Belki yorgun ruhunun duyduğu bir çağrıdır bu. Melodi sana “artık gel,” der gibidir. Bir davet, bir hatırlatma, bir teslimiyet fısıltısı… Ama sen içinden “hayır, daha yapacak çok işim var…” Sesinin titrediğini fark etmeden önce…

Ve birden rüyan gelir aklına. Kâbusun… O uzun, karanlık, seni darmadağın eden rüya… Gözlerin yeniden dolar…

“Gitti,” dersin kendi kendine.


“Tamı tamına 571 gün, 6 saat, 32 dakikadır gitti…”

Bu cümlenin içindeki acı seni yeniden… Dört büklüm yapar… Belki bir eş, belki bir evlat, belki canının yarısı olan biri… Belki de bir anne… Artık yok. Ve sen, bu yeni hayatta onun yokluğuyla baş başasın.


Ve şimdi?

Sabahın ilk ışığıyla ezan okunmaya başlar. Ezanın “Allahu ekber” sözü kalbine işler. “Allah daha büyüktür.” Evet, Allah senin büyük olarak düşündüğün her şeyden daha büyüktür.


Evet, dersin kendi kendine…


Hangi korkuyu, hangi boşluğu, hangi ölümü düşünürsem düşüneyim, Allah hepsinden daha büyüktür, der rahatlarsın.

Bu sözle, hakikat içinde serin bir rüzgâr gibi dolaşmaya başlar. Senin şah damarını sarıp sarmalar… Allah, dersin. Ağır düşüncelerin hafifler. Sessizce abdest almaya gidersin. Su, yüzünde dolaşırken içindeki ağırlığı da beraberinde götürür sanki.

Namazdan sonra gökyüzüne bakarsın. Ömrünün geri kalanı hâlâ muallak olsa da… Bir an aydınlanırsın…


Bir ağaç yalnızca bir ağaç değildir.


Bir ses yalnızca bir ses değildir.


Bir rüya yalnızca bir rüya değildir.

Ve sen…

Sen bütün bu kırılganlıkların içinde, hâlâ nefes alan bir kalpsindir. Tüy gibi hafiflemiş sımsıcak bir kalp.

Mustafa AYYÜREK

Lorem ipsum dolor sit amet, consectetur adipiscing elit. Ut elit tellus, luctus nec ullamcorper mattis, pulvinar dapibus leo.

İlişkili Olduğu Yazılar

İnancın Plasebo Etkisi

İnancın Plasebo Etkisi Evet! İnsan! İnsan hastalanır. İlkin insanın kalbi hastalanır sonrasında bedeni. İnancın Plasebo Etkisi Evet! İnsan! İnsan hastalanır. İlkin insanın kalbi hastalanır sonrasında bedeni. Demek ki öksürüğün, göğüs…

Oku

Kötülük Kötüdür Peki ya İyilik

Kötülük Kötüdür Peki ya İyilik

Oku

Okuyucu Yorumları (1)

Emrullah Aralık 3, 2025 saat 6:23 pm

Kalemine sağlık niviskar…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir